15 Ekim 2009

09 Ekim 2009

günün müziği...

Bu başkan için...

05 Ekim 2009

microben, macroTürkiye...

Krizdi, ekonomiydi, IMF'ydi derken içim bulandı, beynim sulandı, nefterimi kusayım istedim.
Bıktım ulan artık borçtan harçtan. Türkiye'nin durumu da aynı bizim ailenin durumuna benziyo. Micro ekonomimiz, ülkenin makro ekonomisiyle aynı neredeyse. Dış borç (bankalara olan borçlarım), iç borç (eş, dost, akraba filan), bütçe açığı (ay sonunu getirememe diye özetlenebilecek maaşın harcamalara yetmemesi durumu), falan filan devam ediyor böyle. Şu IMF toplantıları haberlerinden de kusmak istiyorum lan!
Bu gavurların economistleri itiraf etmiş: Son krizde büyük ülkelerin bok yemesinin ceremesini küçükler çekecek diye. Bi de üstüne sözüm ona yardım olsun diye kredi vermeye kalkıyolar küçük ülkelere. Tıpkı bizim IMF kredisi olayı gibi.
Az önce aklıma geldi. Bu aynen şuna benziyo. (yine mikrolaştırıyorum olayı)
Zengin komşunuz istemeden veya taammüden geldi evinizin camını kırdı. Sonra da "ya komşi kusura kalma. Al sen şu parayı da camını yaptır. Ama sonra faiziyle ödersin bi ara" demesi gibi. Ulan yavşak! hem gelip benim camımı kırıyosun, üstüne de bundan para kazanıyosun.
Go home yankee! demek istiyorum sayın seyirciler...
Not: Bi de şu bankalar zırt pırt arayıp "X bey şu kadarlık krediniz hazır, hemen şubemize gelip çekebilirsiniz" demesi gibi. Ulan ben sizden kredi istedim mi sülükler? Bırakın lan paçamı! Ayrıca kredi kartımın limitini de artırmak istemiyorum arkadaş. Eğer istersem ben talep ederim Allahın belaları.

28 Eylül 2009

enteresan şeyler

Değişik şeyler öğrenmeyi seviyorum. Değişik dediğim de pek işe yarar şeyler değil. Beynim biraz çöplük gibi. İşe yaramayacak bol miktarda bilgi var. Cep telefonları çıkmadan evvel hemen her evde bulunan kişisel telefon rehberlerinden bizde de vardı ve ben bu rehberin neredeyse tamamını ezbere bilirdim. Annem rehbere bakmaya üşenir, arayacağı arkadaşlarının telefonlarını bana sorardı. İlk işe başladığım yıllarda müdürüm abartıp kendi arkadaşlarının numaralarını bile bana sorardı. Galiba abartan o değil benmişim!
Artık yaşlanıyorum ya, o yüzden bu tür hafıza zorlayıcı şeylerden uzak durmaya çalışıyorum. Neticede hard diskin de bi kapasitesi var. Ama yine de en az 100 ülkenin başkentini filan sayabilirim çok rahat. Ya da umulmadık anlarda tuhaf (ama gereksiz) bilgiler verebilirim sohbet sırasında.



Bunlardan birini bugün öğrendim. Turkish Taffy markasını duymuş muydunuz hiç? Valla ben duymamıştım ama Amerika'nın en meşhur şekerlemelerinden biriymiş. Fakat ne yazık ki artık, 1989'dan beri, üretilmiyor. Zamanının yani 1950ler ve 60lar'ın en kralıymış çünkü diğerleri gibi ağızda hemen erimezmiş. Amerikalılar o yüzden severlermiş.
Yahu, dedim, iyi de neden "Turkish"? Küçük bi araştırma öğrenmeme yetti. (İşte interneti bu yüzden seviyorum. Daha çok gereksiz bilgiye daha kolay ve çabuk ulaşabiliyorum)
Meğer bunun kurucusu Victor Bonomo diye bi herifmiş ve bunun babası Albert J 1800'lerin sonlarında Türkiye'den ABD'ye göçen bir Sefaradmış. (Sefarad nedir bilmeyen de araştırsın, herşeyi benden beklemesin)


"It was not really a taffy but what is technically known as a short nougat," explained Tico Bonomo, Victor's son. Nor was it Turkish. "It was not a family recipe and the name we chose, 'Turkish Taffy,' just reflected clever marketing," he said.

Burası enteresan değil mi? Turkish Taffy adını seçmek, aile için bir pazarlama taktiğiymiş meğer o zaman. Acaba neden? Onu da ayrıca araştırmak lazım derim ben.

HIMYM is back!


Valla aynen böyle diyolar, benim bi suçum yok. Bu Amerikalılar herşeyin kısaltmasını kullanıyor ya, HIMYM diyolar How I Met Your Mother'a...
Evet başladı, yani başlamış geçen hafta da haberim yokmuş. 21 Eylül'de 5. sezonun ilk bölümü yayınlanmış. Hemen internetten izledim. Ne kadar özlemişim!
Bugüne kadar en çok beğendiğim ilk üç dizi içinde.(Diğerlerinden biri de Coupling olurdu herhalde) Zaten eskiden beri izlerdim ama geçen kış oturdum, başından itibaren tüm bölümlerini 2-3 gün içinde bir kez daha izledim. Müthiş bir mizah!
Son bölümde yine yıkıcı diyaloglar vardı. "Door five" gibi... (İzleyen varsa anlayacaktır)
Barney Stinson karakteri TV tarihinde zekice yaratılmış en sempatik karakterlerden biri. Ted'e hafif uyuzum ama olsun. Dizi müthiş, kurtarıyor!
Yaşasın! Artık Salı günleri izleyecek birşey var!

25 Eylül 2009

ayağımı yerden kesenler

Birkaç gündür sıpayla aramızda geçen ve ayağımı yerden kesen bi diyaloğu daha yazmak istiyordum. Ama körolası blogger yada telekom yada dns arızası, her ne boksa, sana girmeme izin vermedi blogcan. Neyse uzatmayayım, anlatayım, sen de dinle:
Mekan: mutfak
Olay: sıpa tezgahta gördüğü antep fıstığı ezmesini çikolatalı gofret sanıyor
-------
- Baba çukatalı istiyorum ben.
- Oğlum o çukatalı değil. Fıstık ezmesi.
- Pıstık ezmesi istiyorum ben.
- Al bakalım.

(İlk lokmadan sonra)
- Beğendin mi oğluş fıstık ezmesini?
- Hıhı. Ama o pıstık ezmesi değiiil.
- Ne peki?
- Yeşil çukatalı.
- Peki öyle olsun.

(Bir iki lokma daha sonra bizim sıpa dünyanın en mutlu bebesi)
- Çok mu sevdin oğluşum. Bi tane daha vereyim mi?
- (Sevinçten zıplıyor) Ya baba.. sen ne güzel adamsın baba yaaaa....
- !?!? (Bittiğim andır)

Not: Hayır, çocuğu aç bırakmıyoruz. Kendisi tatlıya bayılıyor. Babası kılıklı!

attır bi ney taksimi ordan.....

- Ben bugün ney aldım!
- Ne aldın?
- Ney aldım!
- Ne aldın söylesene?
- Ya ney aldım diyorum.
- Ney mi? O da nereden çıktı?

Başkanla aramızdaki diyalog böyleydi. Gerçi benim biraz hinliğine yaptığım vurgular sayesinde böyle gelişti ama yine de ney almama şaşırdı.
Evet blogcan, ney çalmaya, pardon üflemeye başlıycam. İlk denememde ses çıkarmayı başardım. Hatta neyi bana satan adam, yanımızda duran birkaç kişiye beni alkışlattı bile. (İçimdeki yetenek dışarı fışkırmak, akmak istiyor ey reader!) Havaya girdim, neyzen oluyorum galiba lan!
Geyik bi tarafa, hakkaten uzun yıllardır ney sesine hayranım ve günün birinde ben de ney üflemek istiyorum diyip dururdum. Tasavvufa birazcık ilgil vardı, ney sesi de zaten onu bütünleyen bişey. Neysiz tasavvuf düşünülemezmiş gibi geliyor bana.
Yalnız, ben bu aleti alırken ses çıkattım ya, eve gelince de artık bi taksim yaparım diyodum.
Eve geldim. Hemen çıkarttım paketinden. İlk deneme: fiyyyy... İkinci deneme: fuyyyy...
-Noluyo lan? Niye ses çıkmıyo? Lan yoksa herif beni kazıkladı mı? Bana üflettiği ney aslında çok özel bişeydi, nasıl üflersen üfle ses çıkarıyodu da, bana farklı neyi mi sattı.

Tabii o kadar değil ama bozuldum valla. E hani becerebilmiştim, hani ses çıkarabilmiştim. Şimdi ne oldu? Taksim geçecektim.
Meğer adamın gösterdiği teknik sayesinde yapabilmişim. Şimdi kendim deneyince öyle kolay olmadığını anladım. 3-4 gündür deniyorum. Tabii ses çıkarmayı ilk gün başarabildim ama kesik kesik oluyor. Düz bir ses elde edemiyorum henüz. Bir de nefes problemi var. Ulan ne zor şeymiş ney üflemek! İnternette hemen biraz araştırdım. Herkes diyor ki, illa ders alın. Kendi başınıza olacak iş değil. E haliyle öyle tabii ama kim veriyo abicim bu dersleri. Zaten ney üfleyen, bi de bunu doğru düzgün öğretebilecek kaç kişi vardır? Hemen yardım istiyorum ey reader. Bilen varsa bi zahmet....

14 Eylül 2009

günün müziği

Pazartesi sabahı için iyi bir başlangıç. Pek muhterem müzik otoritesi Gökselciğim (ki kendisi Türkiye radyolarının -taa özel kanallardan önce- ilk rock müzik programı yapan insanlarındandır) önermiş. Ben de çok sevdim. Hiç bildik Black Crowes şarkılarına benzemiyor. Disco-hard rock istiyorsanız buyurun....

11 Eylül 2009

rabbime sordum, "samsung" dedi!

Geçen gün elektrikli süpürgemizin (yoksa elektrik süpürgesi mi doğrusu) motoru yanmış. Kendisini alalı 4 yıl kadar oluyor sanırım. Başkan bu müjdeyi verince Koç topluluğuna ve sülalesine saygılarımı! ilettim. Yıllar boyu bizi dandik mallarla kandırdılar. Yok servis ağı yaygınmış, yok ucuzmuş, yok yerli malıymış. Bundan sonra Koç'tan zırnık alanı sevsinler! (Küfürlü yazamıyorum, akraba eş dost okuyo ayıp olur)
Nitekim yeni bir elektrikli süpürge (yazması zor oluyo F klavyede, bundan sonra ES diye anılacaktır) almak icap ettiği için hemen araştırmalara giriştim. Gittim Ankamall'daki bütün mağazaları dolaştım. Kesmedi, geldim internetteki mağazaları da dolaştım. Bitmedi, sağa sola sordum. O da yetmedi, rabbime sordum! Kendisi "Samsung" dedi.
Samsung mağazasındaki çocuk çok ilgilendi. En kıl sorularıma bile sıkılmadan cevap verdi. Gerçi sonlara doğru, "e alacaksan al, almayacaksan s.ktir git" bakışlarını yakalamadım değil ama performansı yine de iyiydi.
İnternette araştırma yaparken forumlara filan bile baktım. İnsanlar şu markanın şu modeli iyi, yok o bi boka yaramaz, şu daha iyi ama bunun da böyle bi falsosu filan var diye yazmış da yazmış. Hatta bi tanesi üşünmemiş, aldığı makinenin testini yapmış. Videolu filan! Sonuçta kafam o kadar karıştı ki, ES alma kararı ölüm kalım kararıymış gibi beni germeye başladı.
Bilginin fazlası insanı deliliğe sürükler!
Biz en son ES aldığımızda (bu üçüncüsü oluyor) teknoloji bu kadar gelişmemişti. Ulan elin adamı neler yapmış arkadaş!

Yok torbalı, yok torbasız, yok cyclone teknolojisi, yok su filtreli, yok hepa, yok cepa... Uzayıp gidiyor. Ulan ES işte ya! Süpürsün, bozulmasın tamamdır! Bir de fiyatları var, aklın durur ey reader! Arkadaş 1,999 TL'ye ES mi olur? Var a.q. Geçen gün bi Uno gördüm. Araba olan Uno. Fiyat yazmışlar cama: 4,000 TL. ES fiyatının üstüne biraz daha koyuyosun, yürüyen bi araba alıyosun yani ey reader. Aklında olsun!
Peki bunca araştırmanın sonunda Samsung'a nasıl kara verdik? Watt, vut, filtre, hepa 12, elektronik kumanda, torba, v.s. gibi kavramları öğrendikten sonra, 50 kadar model bakıp, 20 kadar satış elemanını çıldırttıktan sonra neden Samsun aldık? Çünkü başkan rengini beğendi. "Kırmızı olsun" dedi.

Ben de kıramadım biricik sevdiceğimi. "Üç kuruş fazla olsun kırmızı olsun, sar oğlum" dedim elemana. İşte o an başkan'ın gözleri buğulandı, boynuma sarılıp kulağıma sevgi sözcükleri fısıldadı. Yok lan yok, biz evleneli 7 (yedi) sene oldu ey reader! :)
Not: Yav, aslında ben bu yazıyı bir "faydalı bilgiler series vol.II" olarak düşünmüştüm ama yazı başka yöne kaydı yine. Bi dahaki sefere inşallah ey reader. Ama ES teknolojisindeki son gelişmelerden haberdar olmak isteyen, ES'si bozulmuş yenisini alacak olan, ama bir türlü hangisini alacağını bilemeyen olursa, yazsın bana, engin bilgilerimi paylaşayım.

10 Eylül 2009

alkol kontrol

Polisler amcaya üfletmek istiyorlar ama...!